Arctic Monkeys vs Kayahan

Evde oturuyorum, canım delice Arctic Monkeys dinlemek istiyor. Aksi gibi de yeni taşındığım evime henüz internet bağlatmadım, telefonumun da şarjı yok, içim içimi yiyor. Bir yerden internet bulmalıyım. Biramı açıp terasa çıkacağım, buz gibi bira ve “Do i wanna know” eşliğinde Arkitera’ya köşe yazısını tamamlayacağım.

Evin hemen karşısında Ceneviz diye bir meyhane var. Evden de wireless’ı çekiyor. Küçük hesapları severim. Bir bira içer, internet şifresini alırım hesabındayım. Fiberi eve bağlatana kadar bu beleş interneti büyük bir iştahla kullanırım.

Hava yazdan göz kırpan bir nisan akşamı. Akşam 7 aydınlığı vardır ya güneşsiz ve serin. Üstündeki polarla mükemmel bir birliktelik yaşarsın ama paltoya gerek yoktur. İnsanlar da geceye yeni hazırlanıyorlar, herkes eğlenme arefesinde, sokakta bir mutluluk var.

Çıktım kapıdan geçtim karşıya, Ceneviz’in önünde iki adam duruyor.

– Servis başladı mı hocam?
– Tabii, buyrun. Nasıl bir yer verelim?
– Bir bira içip kalkacağım, farketmez.
– Aaa hayallah sadece yemekli alıyoruz.
– Ya 20 dakikada içip kalkacağım.
– Dur, seni birasız bırakmayalım abim

dedi ve yana seslendi “Mehmet! arkadaşa bir bira ayarlayın hemen”. Omzumdan tutup attı beni yandaki berbat karaoke bara. Olaylar o kadar hızlı gelişti ki, önümde 50’lik bira, bok gibi karanlık, kroluğun zirvesinde bir club, arkada Yaşar çalıyor.

İnterneti beleşe getirecek adamım, önüme konan birayı içmeden kalkacak değilim. Arctic Monkeys arzularken, Yaşardan, Sibel Can’a, Kekilli’den Kayahan’a 20 dakika kötü müziğe maruz kaldım.

Bu hayatta ne dinledim değil, ne dinleyeceğim diyeceksin.