Mor’da Askerlik

Arabayla hava serin de olsa camlar açık giderdim ben. Narin tekerlek iniltisinin, çalan müziğin riff’lerine katılmasına bayılırdım. Üzerimde serin beyaz gömleğim, steril ayakkabılarım vardı. Parfüm kokusuna henüz adapte olamamış, her nefesimde mutluluğumu hatırlıyordum. “Dancing Nancies” dinliyordum. Yaptığım işten de memnundum, iştekilerden de. Akşamına da Asmalı Mescit’te olacaktım. Temiz yüzlü garsondan Miller rica edecek ve ekleyecektim; “Limonlu lütfen”…

Şu anda Beyoğlu’ndan 1400 km doğudayım. Elimde dolu bir kaleşnikof, hücum yeleğinde 60 yedek mermisi var. Kamuflajım sürünmekten renk değiştirmiş, yeşil otlardan değil, sarı yapraklardan saklanıyor. Pislikten rahatsız olma eşiğini geçeli 30 gün olmuş, ağzıma dolan tozları toprağa tükürüyorum. Karşımdaki yamaçlarda cırcırlar ötüyor, 4 istikametinden uzaktaki bir köyün ezan tınısı duyuluyor. Heryer çok sessiz, karargahtan dahi 1 km uzakta nöbet kulübesindeyim. Hiçliğin içinde yalnızım ve bekliyorum. Kuru dere yatağından birileri gelip koruduğum mühimmat depolarına inerse onları öldürmek için… Önce “Dur kimdir o” diye bağıracağım. Israrcıysa bir kez havaya, bir kez yere ateş edeceğim. Ardından yapacağımı anlatmama lüzum yok herhalde.

Yaptığım işi saçma veya aptalca bulmuyorum. Birilerinin bunu yapması gerekiyor ve bu görev bu sefer yüzbinlerden bana denk geliyor. Şehirde aynı hayat bensiz ve eksiksiz devam ederken ben zamansızlık içindeyim. Üşüyorum. Sessizce “Dancing Nancies”i söylüyorum. Cırcırlar ritmi kaçırıyor.