Evde oturuyorum, canım delice Arctic Monkeys dinlemek istiyor. Aksi gibi de yeni taşındığım evime henüz internet bağlatmadım, telefonumun da şarjı yok, içim içimi yiyor. Bir yerden internet bulmalıyım. Biramı açıp terasa çıkacağım, buz gibi bira ve “Do i wanna know” eşliğinde Arkitera’ya köşe yazısını tamamlayacağım.

Evin hemen karşısında Ceneviz diye bir meyhane var. Evden de wireless’ı çekiyor. Küçük hesapları severim. Bir bira içer, internet şifresini alırım hesabındayım. Fiberi eve bağlatana kadar bu beleş interneti büyük bir iştahla kullanırım.

Hava yazdan göz kırpan bir nisan akşamı. Akşam 7 aydınlığı vardır ya güneşsiz ve serin. Üstündeki polarla mükemmel bir birliktelik yaşarsın ama paltoya gerek yoktur. İnsanlar da geceye yeni hazırlanıyorlar, herkes eğlenme arefesinde, sokakta bir mutluluk var.

Continue reading

Arabayla hava serin de olsa camlar açık giderdim ben. Narin tekerlek iniltisinin, çalan müziğin riff’lerine katılmasına bayılırdım. Üzerimde serin beyaz gömleğim, steril ayakkabılarım vardı. Parfüm kokusuna henüz adapte olamamış, her nefesimde mutluluğumu hatırlıyordum. “Dancing Nancies” dinliyordum. Yaptığım işten de memnundum, iştekilerden de. Akşamına da Asmalı Mescit’te olacaktım. Temiz yüzlü garsondan Miller rica edecek ve ekleyecektim; “Limonlu lütfen”…

Şu anda Beyoğlu’ndan 1400 km doğudayım. Elimde dolu bir kaleşnikof, hücum yeleğinde 60 yedek mermisi var. Kamuflajım sürünmekten renk değiştirmiş, yeşil otlardan değil, sarı yapraklardan saklanıyor. Pislikten rahatsız olma eşiğini geçeli 30 gün olmuş, ağzıma dolan tozları toprağa tükürüyorum. Karşımdaki yamaçlarda cırcırlar ötüyor, 4 istikametinden uzaktaki bir köyün ezan tınısı duyuluyor. Heryer çok sessiz, karargahtan dahi 1 km uzakta nöbet kulübesindeyim. Hiçliğin içinde yalnızım ve bekliyorum. Kuru dere yatağından birileri gelip koruduğum mühimmat depolarına inerse onları öldürmek için… Önce “Dur kimdir o” diye bağıracağım. Israrcıysa bir kez havaya, bir kez yere ateş edeceğim. Ardından yapacağımı anlatmama lüzum yok herhalde.

Yaptığım işi saçma veya aptalca bulmuyorum. Birilerinin bunu yapması gerekiyor ve bu görev bu sefer yüzbinlerden bana denk geliyor. Şehirde aynı hayat bensiz ve eksiksiz devam ederken ben zamansızlık içindeyim. Üşüyorum. Sessizce “Dancing Nancies”i söylüyorum. Cırcırlar ritmi kaçırıyor.

Komutanın da bana “coldplay” i önermesini beklemiyorum ama böylesi de gece boyu gülmeme yetti.

– Dur, dur… O ne o?
– Müzik mi komutanım?
– Müzik mi o?
– Evet komutanım. bilgisayardan radyo çalıyor. How to disappear completely
– Bu ne lan cenaze marşı gibi amına kodumun. Çat! (hoparlör switchi)

Üstün mimari yeteneklerimden dolayı karargahtaki internet cafe idaresini (?) bana verdiler. Siz rahat uyuyun diye bütün gün facebook ve  televidyon.com’u takip ediyorum. Halen itiraf.com okuyorum. Burada insan kendini kaybediyor. Yakında Şok gazetesi de alacağım.