Yıl 2005; İTÜ – Mimarlık Tarihi Kürsüsünden çok sevdiğimiz  hocamız Turgut Saner’in gruba attığı e-posta;

Vize notlari ekte; ayrica anabilim dali panosunda da yer aliyor. biraz bol kepce oldu bu sefer, neyse kimsenin itirazi olmaz bu durumda, yilbasi bollugu der geceriz.

Bir iki not: Weissenhof Yerlesmesi diyoruz, Yerleskesi degil. Adolf Loos’un Michaelerplatz’daki kose binasi icin bir “cevreye uyumlu” lafidir gidiyor, adam dunyanin en aykiri seyini yapiyor oraya, neresi uyumlu! Bir de lutfen, lutfen, lutfen, benim bazi olgulari aciklarken yaptigim kuvvetlendirmeleri, sohbet disinda, sinavda kullanmayin: “ben yaptim oldu mimarligi” gibi. Bazi arkadaslar kendi sectikleri konunun mimarini veya yapisini yanlis yazma inceligini gostermisler; tamam isimler zor, ama biraz dikkat lutfen. Mies van der Rohe’yi yeniden vaftiz eden iki arkadasin yorumunu sizle paylasmadan edemeyecegim (ikincisi Vietnamli olsa gerek), Miel Wander Lohe ve Min der van Horn

sevgiler, iyi yillar, Trukut Zanher.

Saygıdeğer Mimarlar Odası mensubu meslektaşlarım. Gelin hükümetle uzlaşalım, 2010 yılı itibariyle gerekli altyapıyı oluşturup, bundan böyle uygulanacak projelerde cam tuğlası kullanılmasını yasaklayalım. Hiç bir mimarın halkımızın göz zevkini bu derece bozmaya hakkının olmadığını düşünüyorum. Fotoğraflarda vs. değil de, gerçek yaşantımda, bir kez dahi bu meretin şık kullanıldığı bir mekan görmedim. İstisna falan da yok.

Bu başlık mimarlara yönelik olup “surf yaparken rastladım ben buraya” ziyaretçilerini pek açmayabilir.
Şimdi ofiste çok güzel, ilik gibi bir kız var… Tabii bir bilgisayar ve de Autocad. Kızcağız diyor ki “pühh, çizimin çok önemli kısımlarını yanlışlıkla silmişim! Şimdi herşeyi geri almak zorunda kalacağım, ühü”…
İşte tam o sırada arkasından yanaşıyorsunuz. Komut satırına “oops” girip enter’a basıyorsunuz. Bu komut sadece son silme işlemini geri alıp (undo) sonrasında yapılmış işlemleri aynen koruyacaktır. Ardından sessizce arkanızı dönüp akşam yemeği için rezervasyon yaptırmaya gidiyorsunuz.
Aynı kızla bir akşam yemeği, bir de günübirlik kayak gezisinden sonra yine arkasından yanaşıyorsunuz. “Imm, bu çizim çok dağınık. Parametrik çalışmak istiyorsan objelerini optimize etmelisin.” diyorsunuz (kızlar genelde Autocad’i kötü kullanırlar). Komut satırına “overkill” yazıp enter’a basıyorsunuz. “Bu üstüste çizilmiş elemanları, tanımlayacağın bir hata payı aralığında temizler” diye ekleyip şarap siparişi vermeye gidiyorsunuz… Tebrikler, Gece yapacaklarınız size kalmış.

— Not; 10 yıl önceki bu yazımdaki eril dille ilgili instagramdan bana ulaştılar. Facebook’ta bir postta bu yazıya epey bir saydırmışlar. Haklı kısımları çok. Saçma olmuş. Aşağıda gördüğünüz düzeltilmiş halidir. Uyarılar için teşekkürler–

— Not2; Yazıyı neden silmedin sorusu geldi.

Arkasında durmayacağım, politik doğruculuğun bugünlerdeki kadar topluma nüfuz etmediği seneler öncesinde , 20 kişiye hitap eden bir kişisel blogda yazılmış, önemsiz (ve şimdi bakınca komik de, yaratıcı da olmayan) bir yazıyı önemsediğimden değil. Düzeltme yapmak bana daha yapıcı gelmişti.

Velhasıl savunacak değilim, kendimi de geliştireli seneler oldu. Lisede de saçma sapan fikirlerim, bugünkünden farklı hassasiyet kaygılarım vardı. Bu site de domaini otomatik yenilemede olan unuttuğum bir alandı yani.

Neyse velhasıl sildim bu yazıyı da. Bu yüzden kalan kısmı boş.

Arabayla hava serin de olsa camlar açık giderdim ben. Narin tekerlek iniltisinin, çalan müziğin riff’lerine katılmasına bayılırdım. Üzerimde serin beyaz gömleğim, steril ayakkabılarım vardı. Parfüm kokusuna henüz adapte olamamış, her nefesimde mutluluğumu hatırlıyordum. “Dancing Nancies” dinliyordum. Yaptığım işten de memnundum, iştekilerden de. Akşamına da Asmalı Mescit’te olacaktım. Temiz yüzlü garsondan Miller rica edecek ve ekleyecektim; “Limonlu lütfen”…

Şu anda Beyoğlu’ndan 1400 km doğudayım. Elimde dolu bir kaleşnikof, hücum yeleğinde 60 yedek mermisi var. Kamuflajım sürünmekten renk değiştirmiş, yeşil otlardan değil, sarı yapraklardan saklanıyor. Pislikten rahatsız olma eşiğini geçeli 30 gün olmuş, ağzıma dolan tozları toprağa tükürüyorum. Karşımdaki yamaçlarda cırcırlar ötüyor, 4 istikametinden uzaktaki bir köyün ezan tınısı duyuluyor. Heryer çok sessiz, karargahtan dahi 1 km uzakta nöbet kulübesindeyim. Hiçliğin içinde yalnızım ve bekliyorum. Kuru dere yatağından birileri gelip koruduğum mühimmat depolarına inerse onları öldürmek için… Önce “Dur kimdir o” diye bağıracağım. Israrcıysa bir kez havaya, bir kez yere ateş edeceğim. Ardından yapacağımı anlatmama lüzum yok herhalde.

Yaptığım işi saçma veya aptalca bulmuyorum. Birilerinin bunu yapması gerekiyor ve bu görev bu sefer yüzbinlerden bana denk geliyor. Şehirde aynı hayat bensiz ve eksiksiz devam ederken ben zamansızlık içindeyim. Üşüyorum. Sessizce “Dancing Nancies”i söylüyorum. Cırcırlar ritmi kaçırıyor.

Komutanın da bana “coldplay” i önermesini beklemiyorum ama böylesi de gece boyu gülmeme yetti.

– Dur, dur… O ne o?
– Müzik mi komutanım?
– Müzik mi o?
– Evet komutanım. bilgisayardan radyo çalıyor. How to disappear completely
– Bu ne lan cenaze marşı gibi amına kodumun. Çat! (hoparlör switchi)

Üstün mimari yeteneklerimden dolayı karargahtaki internet cafe idaresini (?) bana verdiler. Siz rahat uyuyun diye bütün gün facebook ve  televidyon.com’u takip ediyorum. Halen itiraf.com okuyorum. Burada insan kendini kaybediyor. Yakında Şok gazetesi de alacağım.